Vâkıa Suresi Oku
Vâkıa Suresi 96 ayetten oluşur. Kıyamet gününü, insanların üç gruba ayrılışını (öncüler, sağcılar, solcular) ve cennet-cehennem sahnelerini anlatır.
Kısa Bilgiler
- Sure numarası
- 56. sure
- Ayet sayısı
- 96 ayet
- İniş yeri
- Mekke dönemi
- Anlamı
- Olay
- Arapça adı
- سُورَةُ الوَاقِعَةِ
Vâkıa Suresi Hakkında
Vâkıa Suresi 96 ayetten oluşur. Kıyamet gününü, insanların üç gruba ayrılışını (öncüler, sağcılar, solcular) ve cennet-cehennem sahnelerini anlatır.
Vâkıa Suresi Fazileti
Hz. Peygamber (s.a.v.) 'Her kim Vâkıa Suresi'ni her gece okursa ona fakirlik isabet etmez' buyurmuştur. (Beyhakî) Rızık ve bereket için her akşam okunması tavsiye edilir.
Sesli Dinle
Mishary Rashid AlafasyTam Sure
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
إِذَا وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ
İza ve kaatil vakıah.
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
لَیۡسَ لِوَقۡعَتِهَا كَاذِبَةٌ
Leyse li vak'atiha kazibeh.
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
خَافِضَةࣱ رَّافِعَةٌ
Hafidatun rafiah.
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
إِذَا رُجَّتِ ٱلۡأَرۡضُ رَجࣰّا
İza ruccetil ardu recca.
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
وَبُسَّتِ ٱلۡجِبَالُ بَسࣰّا
Ve bussetil cibalu bessa.
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
فَكَانَتۡ هَبَاۤءࣰ مُّنۢبَثࣰّا
Fe kanet hebaen mun bessa.
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
وَكُنتُمۡ أَزۡوَ ٰجࣰا ثَلَـٰثَةࣰ
Ve kuntum ezvacen selaseh.
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
فَأَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَیۡمَنَةِ مَاۤ أَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَیۡمَنَةِ
Fe ashabul meymeneti ma ashabul meymeneti.
İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
وَأَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَاۤ أَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ
Ve ashabul meş'emeti ma ashabul meş'emeti.
Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلسَّـٰبِقُونَ
Ves sabikunes sabikun.
İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.
أُو۟لَـٰۤىِٕكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ
Ulaikel mukarrebun.
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
فِی جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِیمِ
Fi cennatin naim.
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِینَ
Sulletun minel evvelin.
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
وَقَلِیلࣱ مِّنَ ٱلۡـَٔاخِرِینَ
Ve kalilun minel ahirin.
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
عَلَىٰ سُرُرࣲ مَّوۡضُونَةࣲ
Ala sururin mevdunetin.
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
مُّتَّكِـِٔینَ عَلَیۡهَا مُتَقَـٰبِلِینَ
Muttekiine aleyha mutekabilin.
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
یَطُوفُ عَلَیۡهِمۡ وِلۡدَ ٰنࣱ مُّخَلَّدُونَ
Yetufu aleyhim vildanun muhalledun.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
بِأَكۡوَابࣲ وَأَبَارِیقَ وَكَأۡسࣲ مِّن مَّعِینࣲ
Bi ekvabin ve ebarika ve ke'sin min main.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
لَّا یُصَدَّعُونَ عَنۡهَا وَلَا یُنزِفُونَ
La yusaddeune anha ve la yunzifun.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
وَفَـٰكِهَةࣲ مِّمَّا یَتَخَیَّرُونَ
Ve fakihetin mimma yetehayyerun.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
وَلَحۡمِ طَیۡرࣲ مِّمَّا یَشۡتَهُونَ
Ve lahmi tayrin mimma yeştehun.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
وَحُورٌ عِینࣱ
Ve hurun inun.
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
كَأَمۡثَـٰلِ ٱللُّؤۡلُوِٕ ٱلۡمَكۡنُونِ
Ke emsalil lu'luil meknun.
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
جَزَاۤءَۢ بِمَا كَانُوا۟ یَعۡمَلُونَ
Cezaen bi ma kanu ya'melun.
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
لَا یَسۡمَعُونَ فِیهَا لَغۡوࣰا وَلَا تَأۡثِیمًا
La yesmeune fiha lagven ve la te'sima.
Sadece selama karşılık selam sözü işitirler.
إِلَّا قِیلࣰا سَلَـٰمࣰا سَلَـٰمࣰا
İlla kilen selamen selama.
Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
وَأَصۡحَـٰبُ ٱلۡیَمِینِ مَاۤ أَصۡحَـٰبُ ٱلۡیَمِینِ
Ve ashabul yemini ma ashabul yemin.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
فِی سِدۡرࣲ مَّخۡضُودࣲ
Fi sidrin mahdud.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
وَطَلۡحࣲ مَّنضُودࣲ
Ve talhın mendud.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
وَظِلࣲّ مَّمۡدُودࣲ
Ve zıllin memdud.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
وَمَاۤءࣲ مَّسۡكُوبࣲ
Ve main meskub.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
وَفَـٰكِهَةࣲ كَثِیرَةࣲ
Ve fakihetin kesirah
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
لَّا مَقۡطُوعَةࣲ وَلَا مَمۡنُوعَةࣲ
La maktuatin ve la memnuah.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
وَفُرُشࣲ مَّرۡفُوعَةٍ
Ve furuşin merfuah.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
إِنَّاۤ أَنشَأۡنَـٰهُنَّ إِنشَاۤءࣰ
İnna enşe'na hunne inşaa.
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
فَجَعَلۡنَـٰهُنَّ أَبۡكَارًا
Fe cealna hunne ebkaran.
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
عُرُبًا أَتۡرَابࣰا
Uruben etraba.
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
لِّأَصۡحَـٰبِ ٱلۡیَمِینِ
Li ashabil yemin.
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِینَ
Sulletun minel evvelin.
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
وَثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡـَٔاخِرِینَ
Ve sulletun minel ahırin.
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
وَأَصۡحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ مَاۤ أَصۡحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ
Ve ashabuş şimali ma ashabuş şimal.
Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
فِی سَمُومࣲ وَحَمِیمࣲ
Fi semumin ve hamim.
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
وَظِلࣲّ مِّن یَحۡمُومࣲ
Ve zıllin min yahmum.
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
لَّا بَارِدࣲ وَلَا كَرِیمٍ
La baridin ve la kerim.
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
إِنَّهُمۡ كَانُوا۟ قَبۡلَ ذَ ٰلِكَ مُتۡرَفِینَ
İnnehum kanu kable zalike mutrefin.
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
وَكَانُوا۟ یُصِرُّونَ عَلَى ٱلۡحِنثِ ٱلۡعَظِیمِ
Ve kanu yusirrune alel hınsil azim.
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
وَكَانُوا۟ یَقُولُونَ أَىِٕذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ
Ve kanu yekulune e iza mitna ve kunna turaben ve iza men e inna le meb'usun.
Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?"
أَوَءَابَاۤؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ
E ve abaunel evvelun.
"Önce gelip geçmiş babalarımız da mı?"
قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَوَّلِینَ وَٱلۡـَٔاخِرِینَ
Kul innel evveline vel ahirin.
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
لَمَجۡمُوعُونَ إِلَىٰ مِیقَـٰتِ یَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ
Le mecmuune ila mikati yevmin ma'lum.
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
ثُمَّ إِنَّكُمۡ أَیُّهَا ٱلضَّاۤلُّونَ ٱلۡمُكَذِّبُونَ
Summe innekum eyyuhed dallunel mukezzibun.
Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar!
لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرࣲ مِّن زَقُّومࣲ
Le akilune min şecerin min zakkumin.
Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz.
فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ
Fe ma liune minhel butun.
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız;
فَشَـٰرِبُونَ عَلَیۡهِ مِنَ ٱلۡحَمِیمِ
Fe şaribune aleyhi minel hamim.
Onun üzerine kaynar su içeceksiniz;
فَشَـٰرِبُونَ شُرۡبَ ٱلۡهِیمِ
Fe şaribune şurbel him.
Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz;
هَـٰذَا نُزُلُهُمۡ یَوۡمَ ٱلدِّینِ
Haza nuzuluhum yevmed din.
İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur.
نَحۡنُ خَلَقۡنَـٰكُمۡ فَلَوۡلَا تُصَدِّقُونَ
Nahnu halaknakum fe lev la tusaddikun.
Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz?
أَفَرَءَیۡتُم مَّا تُمۡنُونَ
E fe reeytum ma tumnun.
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
ءَأَنتُمۡ تَخۡلُقُونَهُۥۤ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡخَـٰلِقُونَ
E entum tahlukunehu em nahnul halikun.
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
نَحۡنُ قَدَّرۡنَا بَیۡنَكُمُ ٱلۡمَوۡتَ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِینَ
Nahnu kadderna beynekumul mevte ve ma nahnu bi mes- bukin.
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
عَلَىٰۤ أَن نُّبَدِّلَ أَمۡثَـٰلَكُمۡ وَنُنشِئَكُمۡ فِی مَا لَا تَعۡلَمُونَ
Ala en nubeddile emsalekum ve nunşiekum fi ma la ta'lemun.
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
وَلَقَدۡ عَلِمۡتُمُ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُولَىٰ فَلَوۡلَا تَذَكَّرُونَ
Ve lekad alimtumunneş etel ula fe lev la tezekkerun.
And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz?
أَفَرَءَیۡتُم مَّا تَحۡرُثُونَ
E fe reeytum ma tahrusun.
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
ءَأَنتُمۡ تَزۡرَعُونَهُۥۤ أَمۡ نَحۡنُ ٱلزَّ ٰرِعُونَ
E entum tezre unehu em nahnuz zariun.
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
لَوۡ نَشَاۤءُ لَجَعَلۡنَـٰهُ حُطَـٰمࣰا فَظَلۡتُمۡ تَفَكَّهُونَ
Lev neşau le cealnahu hutamen fe zaltum tefekkehun.
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
إِنَّا لَمُغۡرَمُونَ
İnna le mugremun.
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ
Bel nahnu mahrumun.
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
أَفَرَءَیۡتُمُ ٱلۡمَاۤءَ ٱلَّذِی تَشۡرَبُونَ
E fe reeytumul maellezi teşrebun.
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
ءَأَنتُمۡ أَنزَلۡتُمُوهُ مِنَ ٱلۡمُزۡنِ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنزِلُونَ
E entum enzeltumuhu minel muzni em nahnul munzilun.
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
لَوۡ نَشَاۤءُ جَعَلۡنَـٰهُ أُجَاجࣰا فَلَوۡلَا تَشۡكُرُونَ
Lev neşau cealnahu ucacen fe levla teşkurun.
Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz?
أَفَرَءَیۡتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِی تُورُونَ
E fe reeytumun narelleti turun.
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
ءَأَنتُمۡ أَنشَأۡتُمۡ شَجَرَتَهَاۤ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنشِـُٔونَ
E entum enşe'tum şecereteha em nahnul munşiun.
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
نَحۡنُ جَعَلۡنَـٰهَا تَذۡكِرَةࣰ وَمَتَـٰعࣰا لِّلۡمُقۡوِینَ
Nahnu cealnaha tezkireten ve metaan lil mukvin.
Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık.
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِیمِ
Fe sebbih bismi rabbikel azim.
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.
۞ فَلَاۤ أُقۡسِمُ بِمَوَ ٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
Fe la uksimu bi mevakiin nucum.
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمࣱ لَّوۡ تَعۡلَمُونَ عَظِیمٌ
Ve innehu le kasemun lev ta'lemune azim.
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
إِنَّهُۥ لَقُرۡءَانࣱ كَرِیمࣱ
İnnehu le kur'anun kerim.
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
فِی كِتَـٰبࣲ مَّكۡنُونࣲ
Fi kitabin meknun.
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
لَّا یَمَسُّهُۥۤ إِلَّا ٱلۡمُطَهَّرُونَ
La yemessuhu illel mutahherun.
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
تَنزِیلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
Tenzilun min rabbil alemin.
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
أَفَبِهَـٰذَا ٱلۡحَدِیثِ أَنتُم مُّدۡهِنُونَ
E fe bi hazel hadisi entum mudhinun.
Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz?
وَتَجۡعَلُونَ رِزۡقَكُمۡ أَنَّكُمۡ تُكَذِّبُونَ
Ve tec'alune rızkakum ennekum tukezzibun.
Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz?
فَلَوۡلَاۤ إِذَا بَلَغَتِ ٱلۡحُلۡقُومَ
Fe lev la iza belegatil hulkume.
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
وَأَنتُمۡ حِینَىِٕذࣲ تَنظُرُونَ
Ve entum hine izin tenzurun.
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَیۡهِ مِنكُمۡ وَلَـٰكِن لَّا تُبۡصِرُونَ
Ve nahnu akrabu ileyhi minkum ve lakin la tubsirun
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
فَلَوۡلَاۤ إِن كُنتُمۡ غَیۡرَ مَدِینِینَ
Fe lev la in kuntum gayre medinin.
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
تَرۡجِعُونَهَاۤ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِینَ
Terciuneha in kuntum sadikin.
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
فَأَمَّاۤ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُقَرَّبِینَ
Fe emma in kane minel mukarrebine.
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
فَرَوۡحࣱ وَرَیۡحَانࣱ وَجَنَّتُ نَعِیمࣲ
Fe revhun ve reyhanun ve cennetu naim.
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
وَأَمَّاۤ إِن كَانَ مِنۡ أَصۡحَـٰبِ ٱلۡیَمِینِ
Ve emma in kane min ashabil yemin.
Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,
فَسَلَـٰمࣱ لَّكَ مِنۡ أَصۡحَـٰبِ ٱلۡیَمِینِ
Fe selamun leke min ashabil yemin.
"Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir.
وَأَمَّاۤ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُكَذِّبِینَ ٱلضَّاۤلِّینَ
Ve emma in kane minel mukezzibined dallin.
Eğer, sapık yalancılardan ise,
فَنُزُلࣱ مِّنۡ حَمِیمࣲ
Fe nuzulun min hamim.
Ona kaynar sudan konukluk sunulur.
وَتَصۡلِیَةُ جَحِیمٍ
Ve tasliyetu cahim.
Cehenneme sokulur.
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلۡیَقِینِ
İnne haza le huve hakkul yakin.
Doğrusu kesin gerçek budur.
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِیمِ
Fe sebbih bismi rabbikel azim.
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.