Mürselât Suresi
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Yükleniyor...
Sesli Dinle
Mishary Rashid AlafasyTam Sure
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
وَٱلۡمُرۡسَلَـٰتِ عُرۡفࣰا
Vel murselati urfa.
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
فَٱلۡعَـٰصِفَـٰتِ عَصۡفࣰا
Fel asıfati asfa.
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
وَٱلنَّـٰشِرَ ٰتِ نَشۡرࣰا
Vennaşirati neşren.
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
فَٱلۡفَـٰرِقَـٰتِ فَرۡقࣰا
Fel farikati ferka.
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
فَٱلۡمُلۡقِیَـٰتِ ذِكۡرًا
Fel mulkıyati zikra.
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
عُذۡرًا أَوۡ نُذۡرًا
Uzren ev nuzra.
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَ ٰقِعࣱ
İnnema tuadune levakı'.
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتۡ
Fe izen nucumu tumiset.
Yıldızların ışığı giderildiği zaman,
وَإِذَا ٱلسَّمَاۤءُ فُرِجَتۡ
Ve izes semau furicet.
Gök yarıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلۡجِبَالُ نُسِفَتۡ
Ve izel cibalu nusifet.
Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتۡ
Ve izer rusulu ukkıtet.
Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman;
لِأَیِّ یَوۡمٍ أُجِّلَتۡ
Li eyyi yevmin uccilet.
Bu, hangi güne bırakılmıştı?
لِیَوۡمِ ٱلۡفَصۡلِ
Li yevmil fasl.
Hüküm gününe bırakılmıştı.
وَمَاۤ أَدۡرَىٰكَ مَا یَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِ
Ve ma edrake ma yevmul fasl.
Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin?
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
O gün yalanlamış olanların vay haline!
أَلَمۡ نُهۡلِكِ ٱلۡأَوَّلِینَ
E lem nuhlikil evvelin.
Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.
ثُمَّ نُتۡبِعُهُمُ ٱلۡـَٔاخِرِینَ
Summe nutbiuhumul ahırin.
Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.
كَذَ ٰلِكَ نَفۡعَلُ بِٱلۡمُجۡرِمِینَ
Kezalike nef'alu bil mucrimin.
Suçlulara böyle yaparız.
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
O gün, yalanlamış olanların vay haline!.
أَلَمۡ نَخۡلُقكُّم مِّن مَّاۤءࣲ مَّهِینࣲ
E lem nahlukkum min main mehin.
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
فَجَعَلۡنَـٰهُ فِی قَرَارࣲ مَّكِینٍ
Fe cealnahu fi kararin mekin.
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
إِلَىٰ قَدَرࣲ مَّعۡلُومࣲ
İla kaderin ma'lum.
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
فَقَدَرۡنَا فَنِعۡمَ ٱلۡقَـٰدِرُونَ
Fe kaderna fe ni'mel kadirun.
Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz!
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
O gün yalanlamış olanların vay haline!
أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ كِفَاتًا
E lem nec'alil arda kifata.
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
أَحۡیَاۤءࣰ وَأَمۡوَ ٰتࣰا
Ahyaen ve emvata.
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
وَجَعَلۡنَا فِیهَا رَوَ ٰسِیَ شَـٰمِخَـٰتࣲ وَأَسۡقَیۡنَـٰكُم مَّاۤءࣰ فُرَاتࣰا
Ve cealna fiha revasiye şamihatin ve eskaynakum maen furata.
Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi?
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
Yalanlamış olanların vay o gün haline!
ٱنطَلِقُوۤا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
İntaliku ila ma kuntum bihi tukezzibun.
İnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin;"
ٱنطَلِقُوۤا۟ إِلَىٰ ظِلࣲّ ذِی ثَلَـٰثِ شُعَبࣲ
İntaliku ila zıllin zi selasi şuab.
"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."
لَّا ظَلِیلࣲ وَلَا یُغۡنِی مِنَ ٱللَّهَبِ
La zalilin ve la yugni minel leheb.
"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."
إِنَّهَا تَرۡمِی بِشَرَرࣲ كَٱلۡقَصۡرِ
İnneha termi bi şerarin kel kasr.
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
كَأَنَّهُۥ جِمَـٰلَتࣱ صُفۡرࣱ
Ke ennehu cimaletun sufr.
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
Yalanlamış olanların o gün vay haline!
هَـٰذَا یَوۡمُ لَا یَنطِقُونَ
Haza yevmu la yentıkun.
Bu, onların konuşamayacakları gündür.
وَلَا یُؤۡذَنُ لَهُمۡ فَیَعۡتَذِرُونَ
Ve la yu'zenu lehum fe ya'tezirun.
Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler.
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
Yalanlamış olanların o gün vay haline!
هَـٰذَا یَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِۖ جَمَعۡنَـٰكُمۡ وَٱلۡأَوَّلِینَ
Haza yevmul fasl, cema'nakum vel evvelin.
"Bu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür."
فَإِن كَانَ لَكُمۡ كَیۡدࣱ فَكِیدُونِ
Fe in kane lekum keydun fe kidun.
"Eğer bir düzeniniz varsa Bana kurun."
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
Yalanlamış olanların o gün vay haline!.
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِینَ فِی ظِلَـٰلࣲ وَعُیُونࣲ
İnnel muttekine fi zılalin ve uyun.
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar.
وَفَوَ ٰكِهَ مِمَّا یَشۡتَهُونَ
Ve fevakihe mimma yeştehun.
Canlarının istediği meyveler arasındadırlar.
كُلُوا۟ وَٱشۡرَبُوا۟ هَنِیۤـَٔۢا بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
Kulu veşrebu henien bima kuntum ta'melun.
Onlara denir ki: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz."
إِنَّا كَذَ ٰلِكَ نَجۡزِی ٱلۡمُحۡسِنِینَ
İnna kezalike neczil muhsinin.
Biz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz.
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
O gün yalanlamış olanların vay haline
كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِیلًا إِنَّكُم مُّجۡرِمُونَ
Kulu ve temetteu kalilen innekum mucrimun.
Yiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız.
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
O gün yalanlamış olanların vay haline!
وَإِذَا قِیلَ لَهُمُ ٱرۡكَعُوا۟ لَا یَرۡكَعُونَ
Ve iza kile lehumurkeu la yerkeun.
Onlara "Rüku edin" denildiğinde rükua varmazlar.
وَیۡلࣱ یَوۡمَىِٕذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِینَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
O gün yalanlamış olanların vay haline!
فَبِأَیِّ حَدِیثِۭ بَعۡدَهُۥ یُؤۡمِنُونَ
Fe bi eyyi hadisin ba'dehu yu'minun.
Kuran'dan başka hangi söze inanacaklar?